Google'un gün geçtikçe tekelleşmesi ve neredeyse internet ile eş anlamlı kullanılır hale gelmesinden sonra yeni birçok terim girdi sözlüğümüze. Bunlardan biri de SEO kelimesidir. Her nekadar ( Search Engine Optimization) Arama Motoru Optimizasyonu olarak tanımlansa da, bu, genellikle siteleri Google Arama Motoruna uygun hale getirilmek için yapılan bir çalışmadır. Diğer arama motorlarının dikkate alındığını pek görmedim.
SEO kelimesi yaygınlaştıkça, SEO Uzmanı veya Danışmanı adı altında bir meslek ortaya çıktı ister istemez ve bu kişiler, insanlara öyle bir vaatte bulundular ki, onlarla çalışmamak aptallık olurdu. "Sizi google da birinci sırada çıkartacağız." Vay be, zaten internet sitesi Google'da birinici sırada çıkmadıktan sonra neye yarardı ki? Kimse girmezdi! Hemen bu uzmanla çalışılmalıydı. Hatta bazıları o kadar ileri gittiler ki; kuruyemişçinin, sitesinin "kuru" yazınca ilk sırada çıkma talebine bile itiraz etmediler. Bu arada bu işi layığı ile yapan bir çok uzmanın hakkını yememek lazım tabi ki. Vaatlerinin sınırını bilen, konusunda uzman SEO Danışmanları vardır ve olmalıdır.
Yüzyıllar sonrasında, Nasreddin Hoca'nın tezine gönderme yapan İngiliz İletişim Uzmanlarının, Algıda seçicilik konusunda gerçekleştirdikleri sosyal deneye göz atmakta fayda var. "Kürk doymuş mu? Yoksa doymamış mı?" videoyu izledikten sonra görüyoruz.
Bilinçaltına etki etmeyi en iyi kullanan kişiler olarak bilinen Reklamcıları kendi silahlarıyla nasıl vurduklarını en etkili biçimde görüyoruz. Aslında farkında olmadan nelerin, nasıl etkisi altında kaldığımızı gösteren, reklamın gücünü ve önemini vurgulayan, son zamanlarda izlediğimiz en etkili kısa filmlerden birisi olan bu videoyu siz de izlemelisiniz...
Bugün artık her firmanın bir reklam ajansı olmalı diye düşünüyoruz. Aslında İstanbul'da bu iş zaten bu şekilde yürüyor ama bölgemizde henüz bu bilinç tam oturmuş durumda değil. Firmalar bugün nasıl bir mali müşavir veya bir hukuk danışmanı ile çalışmayı kendilerine uygun görüp, düzenli anlaşmalar yapıyorsa, bir reklam ajansı ile de yıllık anlaşma yapmaya alışmalılar. Kendi sektörünün lider firmaları dahi basit matbu evrakı için bir matbaayı kullanıyorken, kataloğu broşürü için ayrı bir ajansı (!), gazete ilanı için bir başkasını, internet sitesi için bilgisayarcısını, tabelası için bir başka tanıdığını kullanıyor.
Bakıyorsunuz firmaya logosunun 3 farklı versiyonu mevcut, her biri ayrı fontta yazılmış, tabelası sarı renk ama kartvizitlerde siyah hakim, kataloğunu kırmızı yapmış, internet sitesini mavi. Ne bir kurumsal kimlik var ne bir konsept bütünlüğü. Zaten çalıştığı firmalar da birbirinden habersiz. Bir ilan için logosu lazım olsa, o işi en son yapana telefon ediliyor, 'bizim logo sizde var mıydı?' diye...
Oysa ki bir ajansla çalışmak, firmaya bir çok artı getirir:
İlk günden son güne kadar bir ilan ne gibi safhalardan geçer, buyrun görün.Aralardaki yorumlar, müşteri temsilcilerinin yaratıcı grup ile diyaloglarını yansıtır. İsteyen sesli olarak kendince tekrar edebilir.ÜRÜN: Victorinox(İsviçre çakısı)
NOT: Amaç müşteri grubuna yüklenmek değil, zira hepimiz aynı yıpranmayı yaşıyoruz. Sadece neler yaptığımızı bilmek, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan ayırmak yolunda yardımcı olabilir belki düşüncesiyle yayınlanmıştır.